YaReBiRSöZ FoRuM Ve RaDio HeRSeY BiZ De YaRDiMLaRiNİZi BeKLiYoRuZ..
 
AnasayfaTakvimSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 İma jinasyon ( Görselleştirme ) Alistirmasi

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
C¤ PaTRoN C¤
C¤ PaTRoN C¤
C¤  PaTRoN  C¤
avatar

Mesaj Sayısı : 319
Kayıt tarihi : 05/09/09
Yaş : 29
Nerden : CORUM

MesajKonu: İma jinasyon ( Görselleştirme ) Alistirmasi   Paz 13 Eyl. 2009 - 15:43

İMAJİNASYON ( Görselleştirme ) ALIŞTIRMASI

1. Gözerinizi kapatın. Kendinizi güvenli biryerde hayal edin. Detaylara dikkat edin. Ne hissediyorsunuz? Yanınızda biri var mı, yoksa yalnız mısınız? Sadece görüntüleri kullanın, sözleri veya düşünceleri değil. Bırakın görüntüler kendiliğinden gelsin. Eğer bazı talimatlar uygulanamıyorsa, onları önemsemeyin.

2. Gözlerinizi kapalı tutmaya devam edin. Bu resmi silin. Şimdi kendinizi çocukken üzücü bir durumda hayal edin. Neredesiniz? Detaylara dikkat edin. Kaç yaşındasınız? Bu görüntüde sizle birlikte birisi var mı? Nasıl hissediyorsunuz? Zihninizden ne tür düşünceler geçiyor?

3. Şimdi kendinizi evde bir ebeveyninizle birlikte hayal edin. ( Eğer zaten kendinizi evde hayal etti iseniz, bu resimde devam edin.)

4. Nasıl hissediyorsunuz? Ebeveyniniz nasıl hissediyor? İçinizden ne düşünüyorsunuz? Ebeveyniniz ne düşünüyor?

5. Hayalinizdeki resimde neler oluyor? Ebeveyninizle aranızda konuşun. Ne söylüyorsunuz? Ebeveyniniz ne söylüyor?

6. Bu resimde ebeveyninizin değişmesini istediğiniz yönleri olup olmadığını düşünün. ( Daha fazla özgür, daha duygusal, daha fazla dinleyen, daha az eleştirel, daha iyimser, daha yetkin gibi ) Zihninizdeki resimde ebeveyninize ondan değişmesini istediğiniz yönlerini söyleyin. Ebeveyniniz nasıl karşılık veriyor?

7. Bir sonraki görüntüde ne oluyor? Görüntüyü sahne sonlanıncaya kadar sürdürün. Sahnenin sonunda ne hissediyorsunuz?

8. Şimdi bu görüntüde çocukken hissettiğiniz hissi kendinizde tutun, bu görüntüyü kaldırın ve aynı hissi hissettiğiniz şimdiki yaşamınızdan bir görüntü bulun. Bu resimde ne oluyor? Ne düşünüyorsunuz? Ne hissediyorsunuz? Eğer resimde başka birisi daha varsa, ona değiştirmesini istediğiniz şeyleri söyleyin. Size nasıl karşılık veriyor?

9. Resmi silin ve güvenli alanınıza geri dönün. Gevşeme hissinin zevkini çıkarın. Şimdi gözlerinizi açın.

Bu makale psikonet.com internet adresinden alınmıştır.
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) KENDİNİZE İNANMIYORSANIZ SORUNLARINIZLA BAŞA ÇIKAMAZSINIZ
8/7/2008 ·
Buradaki bilgilerden daha fazlasına ulaşmak istiyorsanız lütfen bu sitesiyi ziyaret ediniz. www.psikolojist.net


İnsanlar gerçekten yapabileceklerine kendilerini inandırdıkları zaman sigarayı bırakabilir, kilo verebilir, stresini kontrol edebilir ve buna benzer birçok problemlerini çözebilirler.İnsanlar sık sık problemlerini çözmeyi denediklerini ama yapamadıklarını söylerler.Bu durumun asıl sebebi yapamayacaklarına inanmalarıdır.İnsanlar gerçekten değişmek için kesin bir karar vermedikleri ve gereken çabayı göstermedikleri sürece davranışlarını değiştirmeye pek yanaşmazlar.

İnsanların sorunları ile başa çıkmak için çaba harcamaları ve çabalarında ne kadar ısrarcı oldukları, böyle bir değişimi yapabileceklerine ne kadar inandıkları ile belirlenir.İnsanlar eğer yapabileceklerine inanmazlarsa sigarayı bırakamaz, kilo veremez ve korkularının üstesinden gelemezler.

Psikolojik Danışman Ahmet USTA

Kaynak:
Kişilik , Jerry M.BURGER
Yorum (1) SUÇLU HEP BAŞKALARI MI?
14/4/2008 · Kategori: Psikopatoloji
Buradaki bilgilerden daha fazlasına ulaşmak istiyorsanız lütfen bu sitesiyi ziyaret ediniz. www.psikolojist.net



Toplumsal alışkanlıklarımız gereği, çocuklarımız genelde koruyucu aile yapıları içinde büyütülür. Anneler çocukları için her şeyi yapar, her hatalarını telafi eder, her başı sıkıştığında bir çözüm yolu bulur. Yeter ki çocukları ders çalışsın, başka hiçbir şeyle ilgilenerek yorulmasın. Koruyucu aile yapısı, çocuğuna herhangi bir sorumluluk yüklemeye kıyamayacaktır. Zaten ebeveynlerde çocuklarının her türlü ihtiyacı ile ilgilenerek çözüm olmayı kendilerine görev atfetmişlerdir. Çocukların görevi ya da sorumluluğu ise ders çalışmaktır. Ama onu da çocuk bütün bunlardan sonra ya sahiplenir ya da sahiplenmez. Çünkü onda da zaten anneler çocukların yerine ödevleri varsa telaşlanır, sınavları varsa kaygılanırlar. Eh çocuğa da yapacak çok fazla bir şey kalmaz. Birisi varken bir diğer kişinin daha çabalamasına gerek yoktur. Bir kişi yetiyordur da artıyordur bile. Ve böylelikle çocuklar tam olarak hiçbir sorumluluk almadan büyümüş olurlar.

Hatta sorumluluk almadıkları gibi birde yaptıkları hataların suçunu da üstlerine almamak gibi bir alışkanlıkları vardır. Bu da yine çocukluktan beri verilen bir şeydir.Üstün DÖKMEN hocamızın dediği gibi: “Çocuk küçükken masaya takılıp düşse masa dövülür: “Ah masa ah!Sen niye benim oğlumu- kızımı düşürüyorsun, niye ordasın” diye. Ve çocuk; o andan itibaren masa orada olmasa bütün bunların yaşanmayacağına, kendisinin dikkatsizliğiyle hiç ilgisi olmadığına ve yaşanan bu sıkıntının tamamın masadan kaynaklandığına inanmaya, “inandırılmaya” başlar. Hepsi masanın suçudur. Buna inanır!Acaba benim bir hatam var mı diye düşünmez.

Ve sonra çocuk büyür...Ve böylece suçu kendinde aramayan, suça sebep olan etkenleri dışarıda arayan, hep karşı tarafa yüklemeler yapan, düşünmeden hareket eden, yaptığı davranışların sonucunu görmeyen, her zaman payına düşen sorumluluktan kaçan, sanki olanlar onun problemi yada sorumluluğunda değilmiş gibi davranan kişiler çıkar ortaya.

Bu durum ergenlik dönemi ile beraber daha da netleşir ve bir problem olarak artık karşımıza çıkmaya başlar. Ergenlik döneminde ben merkezcilik ön plandadır. Ergen kendini tüm olayların merkezinde görür. Ergenlikte hep “BEN” vardır.Düşünmeden hareket eder. Zaten kafası karışık olan ergen olayların sonuçlarını önceden kestiremeyebilir. Tabii işte bu noktada nasıl yetiştirildiği de önem kazanır. Evde sürekli pohpohlanarak, el üstünde tutularak, hiçbir sorumluluk verilmeden, her istediği yapılarak büyüyen çocuk ergenlik döneminin de doğal özellikleri ile tüm dış dünyayı kendine karşıymış gibi görmeye başlar.Arkadaşları ile sürekli sorun yaşar. Öğretmenleri ile sürekli arası açıktır. Kendi hatalarını asla görmez, sürekli karşı tarafı suçlar. Kural tanımaz.Hep onun istediği yapılsın ister. Hep kendi söylediklerinin doğruluğuna inanır.

Tabii bu durumda aile de objektif olamıyorsa ve hala koruyucu aile tutumunda ise çocuklarının her söylediklerini kesinkes doğru olarak kabul eder ,oda göremez ve oda aynı aile tutumuyla yetişmiştir ve çoğu zaman kendine eleştirel bakmayı beceremez. Olayları araştırma gereği duymaz.

Çoğu zaman oluyor bunlara benzer olaylar. Çocuk evde o kadar şımartılmış her istediği yapılmıştır ki; dışarıda çok kolay hayal kırıklığına uğrar. Çünkü evde ki gibi dışarıda herkes onu mutlu etmek için çabalamaz ve hatalarını hoş görmez.Ama çocuk evde buna o kadar alışmıştır ki normalin bu olduğunu sanır, ya hayal kırıklığı ile içine kapanır yada oda karşı tarafa zıt gitmeye başlar. Herkesin kafayı ona taktığını düşünür. İnsanlar onu kıskanıyordur. Öğretmen hep onu görüyordur. Oysa o hep suçsuzdur. Ailede buna inanır. Ve okula hesap sormaya gelir. Çocuk bundan sonra kendi hatalarını görmeye başlayacağı yerde haklı olduğu fikrine daha da sarılmaya başlar: “Ben haklıyım ki annem babam hesap sormaya geldi” der. “O öğretmenin canını okuyacak” der. Ailede hiç hesapsız öğretmene hesap sorar: “Sen benim kızımdan -oğlumdan ne istiyorsun?” diye.Öğretmen neden suçlandığını bile anlamaz çoğu zaman.Ya da çocuğun sorumsuz davranışları o kadar çığırından çıkmıştır ki öğretmenin sabrını tüketmiştir. Ama çocukta ailede kendini sorgulamazlar bu olaylarda. Suçlu bir kişi vardır; öğretmen!Yada suçlanacak başka şeyler bulunur eğitim sistemi, yeni müfredat, medya vs vs...Ama suç çocukta yada ailede değildir asla(!)

Böyle davranarak çocuklarımız yerine onların problemlerini çözmüş onlara kendilerini geliştirme fırsatı vermemiş oluyoruz. Biz onların yerine problemlerini hem çözeriz ve hem de şikayet ederiz. Hiçbir problemini çözemiyor, sonuçları göremiyor diye. Fırsat vermeyiz ki çocukluktan beri.Okulda da ister arkadaşları ile ister öğretmenleri ile olsun karşılaştıkları problemde hemen okula koşarız. Onun yerine problemi halletmeye uğraşırız. Sonra da niye bu çocuk karşılaştığı problemleri çözemiyor kendi başına karar veremiyor deriz.
Hepimizin her zaman mutlaka hataları vardır.Öğretmenlerinin de, öğrencilerinde, ailelerinde…
Sonuç olarak birilerini suçlamak, eleştirmek çok kolaydır. Zor olan ise kendimizi eleştirebilmektir. Hatalarımızı görebilmektir. Her olayda üstümüze düşen payı kabullenebilmemizdir. İşte budur insanı olgunlaştıran. Eğer bunu yapabilirsek sağlıklı bir kişi oluruz ve çevremizle uyum içinde yaşarız. İşte budur bize çok şey kazandıran; bizi geliştiren. Çocuklarımızın da böyle olmasını istiyorsak değişime kendimizden başlamalıyız.Eğer biz olgun davranırsak onlara iyi birer model olabiliriz.


Serap KARABULUT
Psikolojik Danışman

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) ALZHEIMER (DEMANS)
10/3/2008 · Kategori: Psikopatoloji
Buradaki bilgilerden daha fazlasına ulaşmak istiyorsanız lütfen bu sitesiyi ziyaret ediniz. www.psikolojist.net



Alzheimer hastalığı, düşünce süreçlerini darmadağın edip, onlar zihinsel karmaşa ve engellenmişlik denizinde yelkensiz bırakan, düşkünleştirici ve ilerleyici unutkanlık ile karekterize bir beyin bozukluğudur. Tüm dünyada demansa yakalanmış 20 milyon kişi vardır ve sayısız akraba ve dost büyük anne-babalarını, anne-babalarını veya eşlerini bu hastalığın pençesinde kıvranırken izlemek zorunda kalır.
Bugün artık hastalığın ileri biçimlerinde gündelik yaşam etkinlikleriyle bağlantılı işlevleri daha iyiye götüren ve bakım ve gözetim gereksinimini azaltan yeni tedaviler mevcuttur. Oysa hala daha Alzheimer hastalığı yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak geliştiğini düşünerek tedaviyi ihmal edenler vardır. Ayrıca, yaşlı insanların yanı sıra, ender olsa da genç ve orta yaşlı insanların da hastalığa tutulabileceği gerçeği de görmezden geliniyor.
Alzheimer hastası olan kişi, sağlıklı, toplumun özerk bir bireyi olmaktan çıkıp, hastalığın ileri evrelerinde hem fiziksel hem de ruhsal açıdan tamamen başkalarına bağımlı biri haline gelmektedir.
Alzheimer hastalığının tedavisi de oldukça güç ve meşakkatli olup, sadece ABD’de ki maliyeti yıllık 100 milyar dolar civarındadır.
Bu kadar yüksek maliyete rağmen, kullanılan ilaçlarla ancak hastalığın seyrini yavaşlatabilmekteyiz.
Ancak tedavide yeni yeni gelişmeler yaşanmaktadır. Özellikle manyetik stimülasyon tedavisinin Alzheimer tedavisinde yeni bir ufuk açacağı kesin gözüyle bakılmaktadır.
Manyetik stimülasyonla beyinin belirli bölgelerine dışardan gönderilen elektromanyetik sinyallerin, gerek korteksteki hareket sistemi ile ilgili hücreleri gerekse limbik merkezlerdeki düşünce ve davranışlarla alakalı kognifif hücreler üzerine uyarıcı şok etkisi yaparak, hücre dejenerasyonunu düzeltiği, böylece hastalığın belirtilerinde ve bizatihi hastalığın kendisinde önemli düzelmeler sağladığı düşünülmektedir.
REEM , dünyada ki bir çok modern tıp merkezi ile beraber Alzheimer tedavisi için manyetik stimülasyon tedavisini kullanmaya başlamıştır.
REEM, Alzheimer gibi, beyin damar hastalıkları, Parkinson ve migren gibi nörolojik hastalıklarda manyetik stimülasyon tedavisini kullanan ilk ve tek merkezdir. Bu konuda merkez olarak engin bir tecrübe birikimimiz oluşmuştur.
Biz diyoruz ki, Alzheimer hastası yakınınızın git gite unutkanlık girdaplarında kaybolmasına seyirci kalmayın. Hiçbir yan etkisi olmayan bu tedaviyi uygulamaktan hiçbir şey kaybetmezsiniz. Aksine hastanız ve siz çok şey kazanabilirsiniz.
Unutmayınız ki, sağlığın bedeli yoktur
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://devranim.benimforum.org
 
İma jinasyon ( Görselleştirme ) Alistirmasi
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» 10 parmak geliştirme programı...

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
BiZi İzlemeye Devam Edin YeNiLiKLeRe HaZiR Olun :: EGITIM BOLUMU :: PSİKOLOJİK DANIŞMA VE REHBERLİK-
Buraya geçin: